Bir markanın farklı bir ülkede tescilli olması, sizin ülkenizde otomatik olarak hak sahibi olduğunuz ya da olamayacağınız anlamına gelmez. Marka hukuku temel olarak ülkesellik prensibine dayanır. Yani her ülke veya her bölgesel sistem, markayı kendi mevzuatı ve kendi veri tabanı üzerinden değerlendirir. Bu nedenle örneğin Amerika’da, Kanada’da, Avrupa Birliği’nde veya başka bir ülkede tescilli olan bir marka; Türkiye’de kendiliğinden koruma sağlamaz. Aynı şekilde Türkiye’de tescilli olan bir markanın da başka ülkelerde otomatik koruma elde ettiğini söylemek mümkün değildir.

Ancak bu durum, yabancı ülkelerdeki tescillerin önemsiz olduğu anlamına da gelmez. Özellikle e-ticaret yapan, ihracat planlayan, Amazon, Etsy, Shopify, Trendyol yurtdışı, distribütörlük veya franchise modeliyle büyümek isteyen işletmeler açısından yabancı ülkelerdeki marka kayıtları ciddi bir stratejik göstergedir. Çünkü siz bugün yalnızca Türkiye pazarında faaliyet gösteriyor olabilirsiniz; ancak seçtiğiniz marka başka ülkelerde güçlü bir şirket tarafından yıllardır kullanılıyor olabilir. Böyle bir durumda ileride yurtdışına açılmak istediğinizde, alan adı ihtilafı, platformdan kaldırma, distribütör baskısı, gümrükte sorun, itiraz veya ihlal iddiası gibi çok sayıda problemle karşılaşabilirsiniz.

Bu nedenle mesele sadece “orada tescilli mi değil mi?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: Bu marka hangi coğrafyalarda aktif olarak kullanılıyor, hangi pazarlarda tescilli, hangi sınıflarda korunuyor ve gelecekte sizin ticaret planınızı etkiler mi? İNKA PATENT olarak biz tam da bu noktada devreye giriyoruz. Müvekkilin markasını sadece bulunduğu ülke açısından değil, büyüme potansiyeli açısından da değerlendiriyoruz. Eğer markanın global ölçekte ileride sorun çıkarma ihtimali varsa bunu baştan söylüyor; gerekiyorsa yeni marka alternatifi, ülke bazlı koruma planı veya aşamalı başvuru stratejisi öneriyoruz. Çünkü bugün görülmeyen uluslararası riskler, yarın çok daha pahalı ve zor çözülebilir hale gelebilir.